21 Ocak 2014 Salı













İHTİYARLIK KAÇ YAŞINDA BAŞLAR…

Kristof Kolomb Amerika’yı ke
şfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını
çoktan a
şş durumdaydı.
Pasteur kuduz a
şısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdi
ğinde 70 yaşını geçmişti.
Selimiye camisini tamamladı
ğında ise 86 olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 ya
şındaydı.
Charlie Chaplin, 76 ya
şında film yönetmenliği yaparak hala
i
şinin başındaydı.
Goethe, en büyük eseri Faust’u ölümünden bir yıl önce,
yani 82 ya
şında bitirmişti.
Nobel ödüllü Alman doktor Albert Schweitzer 88 ya
şına
ra
ğmen Afrika hastanelerinde
durmaksızın çalı
şarak ameliyat yapıyordu.
Ressam Titian 99 ya
şında hayata gözlerini yumdu. “Lepanto
Sava
şı” adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı.
Dört defa
İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez
göreve geldi
ğinde yaşı 83tü.
Gençlik hayatın belli bir ça
ğı ile ilgili değildir.
İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi
derecesinde ya
şlıdır.
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde ya
şlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizli
ği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla ya
şamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları
ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir.
Seneler cildi buru
şturabilir.
Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buru
şturur.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,
halbuki ya
şamadıkça yaşlanırlar.
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelli
ği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Ya
şlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça
yorgunlu
ğunuz artar. Nefesiniz daralır,
ama görü
ş alanınız genişler.
“Beynimiz yeni tecrübeler ke
şfettiği sürece insan genç sayılır.”

William GLADSTONE


13 Ocak 2014 Pazartesi

Biz küçükken çok büyüktük

Biz küçükken çok büyüktük. Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. Kolarımızın arasına ne çok insan sığdırırdık. Ne çok insan kolları arasına alırdı bizi umarsızca. Korkmazdık, korkmazdı. Güzeldik biz küçükken. Başka bir arkadaşın evinde kalmak lükstü, mutlulukların en büyüğüydü. Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik. Kardeşler birbiriyle kavga eder, barışmaları gayet doğaldı. Ailecek bir yerlere gitmeyi, kalabalığı severdik. Gece orada kalmaya bayılırdık. Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. Yani biz diyebileceğim kadar çok. Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu. Bu kalabalık halimizle büyümeyi özledik. Büyümek en büyük hedefti. Bir an önce büyüyelim diye sabırsızlandık.
Sonra mı? Zaman çok çabuk geçti. Büyüdük… Ne de çok küçüldük büyürken. Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Bir kişi bile bizi kollarına almayı düşünür hale geldi. Korkar olduk, korkar oldular. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Kardeşler kavga etmeye devam ettiler ama “Hiçbir şey eskisi gibi olmaz” dedik. Bu büyüdüğümüzü gösteriyordu. Büyüdük, kimseyi aramaz olduk, aramadan önce düşünür olduk. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Koşa koşa büyüdük. Büyürken ne de çok küçüldük.
Belki böyle olması gerekiyordu, belki hayatın gerçekleriydi, belki doğrusu buydu. Ama biz olamayan sen, ben küçüklüğünü özler olduk. ( alıntı)



10 Ocak 2014 Cuma



Yeşil Şiir

Baktıkça çoğalır yıldızlar gecede
Parmaklarınla sayılmaz;
Kimi duyulur, kimi duyulmaz,
Dinledikçe çoğalır gecede,
Sesler gelir,
Ya hızlıdan, ya yavaştan.
Her şey kendi dilince konuşur;
Karanlık örtse de üstünü
Gecede devam eder renk renk
Ağacın dalında, rüzgarda;
Her şey kendi rengince konuşur.
Gözlerini kapatır beklerdi;
Yaprağa benzer ellerini, avuçlarını uzatır,
Beklerdi işitinceye dek
Ağacın dalında, rüzgarda;
Yeşili duydu mu uyurdu
Rüyasında…
CAN YÜCEL

7 Ocak 2014 Salı


HAZIR AKLIMA GELMİŞ İKEN. HATIRLADIĞIM VE SONUNA KADAR EZBERE  HALA BİLDİĞİM KATÜŞA ŞARKISI.






ÇOCUKLUĞUM VE ERKEN ERGENLİĞİM ( 12-15 YAŞ) BULGARİSTAN DA GEÇTİ.
RUSÇAYI 3 SINIFTA, ALMANCAYI 4 SINIFTA ÖĞRENMEYE BAŞLADIM. HER İKİ DİLİ DE KULLANMADIĞIM İÇİN UNUTTUM. RUSÇA BİRAZ BULGARCAYA BENZEDİĞİ İÇİN YİNE DE ANLAYABİLİYORUM, OKUYABİLİYORUM. ÇOCUKLUĞUMUZDA SEYRETTİĞİMİZ RUSLARIN MEŞHUR ÇİZGİ FİLMİ AKLIMA GELDİ. '' NU, ZAYETS POKODİ''. SANIRIM ''BEKLE TAVŞAN, GÜNÜNÜ GÖSTERECEĞİM.'' ANLAMINDA. VİDEOLARINI YOUTUBE GÖRDÜM VE DÜNYALAR BENİM OLDU. SANKİ TEKRAR 7-8 YAŞLARIMI YAŞIYOR GİBİ OLDUM. BU ÇİZGİ FİLMDE TAVŞAN ÇOK ZEKİ  AMA KURTTA ONUN PEŞİNİ BIRAKMIYOR.( SAHİ NEDEN TİLKİ DEĞİL DE KURT?) MÜTHİŞ KOMİK.




HAZIR ÇEYİZ İŞLERİNE GİRMİŞKEN OLMAZSA OLMAZ HAVLU MODELLERİNE BİR GÖZ ATTIM. BU PİYASADA İŞLER ALMIŞ BAŞINI YÜRÜMÜŞ, ANACIĞIM. DANTELLER, KURDELE NAKIŞLARI,  BONCUKLAR, PULLAR, KOPANAKİLER. ÖZENDİM. ÇEYİZİMDE ÖZDİLEK  TEN ALDIĞIM HAVLULAR, OĞLUMUN SÜNNETİNDE DE BURSA NIN MEŞHUR BURSALI HAVLUCUSU VE ANILSAN DAN ALDIĞIM HAVLULARI KULLANIYORUM. MAŞALLAH ESKİMEK, YIPRANMAK BİLMİYORLAR. AMA VE LAKİN ARTIK YENİLERİNİ ALMA ZAMANI GELMİŞ GALİBA. ( EŞİME SORSANIZ BU DEĞİŞİKLİĞİ SIRF CAN SIKINTISINDAN YAPTIĞIMI SÖYLER. GERÇİ PARA HARCANACAK HER OLAYDA BUNU SÖYLÜYOR.BAĞIŞIKLIK YAPTI VALLAHİ) YENİ ÖZENTİLERİM...











Bu sene kızlarımıza birşeycikler oldu. Birer birer yuvalarını terk etmeye başladılar.( aman be, böyle de çok acıtasiyon oldu). Yani hayırlısı ile kızlarımızı verdik. Sıra da söz, nişan, bohça, alışveriş, babaların cüzdan boşaltmacası başladı. Aradık taradın en güzel nişan tepsi örneklerine baktık. Meğer artık tepsi mepsi yokmuş, yüzük yastığı varmış. Çok kokoş mu kokoş, süslü mü süslü. Naçizane içimize yatanları seçtik.
fikir olsun diyerek paylaştık.